İçeriğe geç

Benim Kalemim Yazılar

Topraktaki İz…

Zamanı durdurmak için şehirden çıkar, insanlardan uzaklaşır, dağlara, tepelere, yamaçlara kaçardım. Yine arkama bakmadan kaçmıştım. Yüksek bir tepeydi bulunduğum yer ve taburem bir taştandı. Yabandan, ottan, çiçekten, ağaçtan, arıdan, börtü böcekten derin bir nefes çekip keyifle oturmuştum. Yine bir seyir vaktiydi, yine bir mola, yine tabiata yaslanma vakti. Takılmış gözlerime, buruşturulup atılmış bir sigara paketi ve altı adet izmaritti. Gördüğüm, izlediğim buydu. Son demlerini toprak üzerinde bir kurban gibi bekleyen izmaritler, öylece zamana karşı direniyorlardı. Bilinirdi; yağmurla buluştuğunda mis gibi kokan topraklar sigara içmezdi. Ama tabiata soramazdım, çünkü izmaritlerin kim olduğunu söylemezdi. Toprağa saygıyla eğilirken gözlerim izmaritlere kaydı, dikkat kestim…

Yorum Bırak

Kırılmış Aynada Gördüklerim…

Çerçevesi el işlemesi ağaçtan oyma bir köşesinden kırık çatlakları dağılmakta olan bir aynaydı. Hurdacının bahçe duvarına yaslanmış yorgun ve hüzünlüydü. Artık ölüm darbesini almış, can çekişiyordu. Aynanın yeni sahibi, eski sahibinin torunuydu. Kızgınlıkla fırlatılan bir telefon mu kırmıştı?  yoksa yenisi alındığından mı gözden düşmüştü de kırılmıştı bilinmezdi? Kırılıp dilim dilim çatlamış titreşimlerde ilerleyen yürüyen çatlaklarla can çekişiyordu. Satılmıştı hurdacıya ve son durağında çerçevesi belki para eder diye bekliyordu….. Gözüme takıldı inceledim dikkatlice baktım, çerçevesi zamanın usta ellerinden özenle yapılmıştı. Ustanın tuzlu alınteri hala ağacın derin damarlarında gizliydi. Sekiz on parça çatlakların her birinden kendimi değişik açılardan görüyordum. Yaklaştım yorgun aynanın…

Yorum Bırak

Dikiz Aynamın Çocukları…

Bazen şehirden nefret eder, bıkar ve kaçmak isterim. Gittiğim belli bir yayla, köy, kasaba ya da şehir yoktur. Tamamen anlık bir deliliktir bu kaçışlarım. Tıpkı daldan uçan bir kuşun, durup dururken neden uçtuğunu bilmediğimiz gibi. Ama bu kaçışlarımı seviyorum; çılgınca ve inanılmaz keyifli buluyorum. Bazen av bahanesiyle çıkarım yola, bazen bir piknik ya da bir köy düğünü olur bahanem. Bazen de sadece bir anlatımdan duyup merak ettiğim bir yerdir hedefim. Bazen bu kaçışlar, bir dostu görmek içindir; bazen de cennet gibi bir yeri keşfetme merakı. Yola çıkmadan önce, bir poşet dolusu çikolata, şeker vb. ne bulursam alırım. Bozuk paralarımı da…

Yorum Bırak

Yaşar Ustanın Anısına…

Bizlerden  istediği üç kürek topraktı. Haklıydı istemekle nede olsa üstadımız meslektaşımızdı. Hepimiz nasır tutmuş ellerinin marifetlerine hayrandık. Kurşunları mermi değil, hurufattı harfti. İstediği toprağını verdik, verirken Fatiha’sı zaten hepimizde hazırdı okuduk saygıyla harfi harfine, sonuna amin eklemeyi de unutmadık. Dizerdi kumpasına en iyi bildiği yazıydı heceydi kelimeydi. Parmak uçları hurufattan kurşun harflerle erimişti, ama sırası da gelmişti. Çünkü ölüme karşı konulmazdı. Mezarlıktaki numarası 76009 olarak belirlenirken ona sorulmamıştı. Nemli gözler okurken numarayı dualar artık Yaşar Ustanındı. Ailesi, dostları, ustaları, kalfaları, çırakları hepimiz oradaydık. Orada olmasına oradaydık ama hepimiz biliyorduk bilmesine babasının yanında sonsuza dek kalacaktı. Tıpkı hamiline yazılmış çek yaprağı…

Yorum Bırak

Hatıralardaki Islak Beden…

Asfaltın eridiği, yollarda yumurtanın piştiği bir ağustos sıcağında Mersin’in adeta fırına dönüştüğü günlerdi. Bir Kayseri seyahatim dönüşünde arkadaşlarla Çamardı’ndan Pozantı’ya doğru aracımızla yavaş yavaş geliyoruz. Serinlikten hiç gitmeyi istemesekte yavaş yavaş Çamardı yöresi rakım olarak yüksek ve yayla bir yöre olduğundan arabamın camından içeriye giren serin hava bizi neredeyse üşütme noktasına getiriyor. Fakat tatlı bir üşüme ve sanki üşümeyi istiyoruz. Çamardı’nı 5-10 km. geçtik. Mola vermek için karar veriyoruz. Yol boyunca  devam eden dereyi takip ederken, bazen derenin sağından bazende solundan gidiyoruz. Dar bir boğaza giriyoruz ve yolun sağ tarafında derenin içinden pompa ile basılarak yolun kenarına kadar çıkarılan su…

Yorum Bırak

Benim Turnalarım…

Mevsim bahar olunca, önü yaz, sonu güz, baharın öncesi de kıştır. Yine bir iş çıkışı, ama yine heyheylerim üzerimde ve kapkara bir gecenin akşamıydı. Bu saatler trafiğin curcunaya döndüğü anlardı.Tıkanmıştı trafik bekliyordum.Sinirlerime kendimce bir ölçüm yaptığımda, dudaklarımda ki küfürlerin şuursuzca sıralandığının farkına vardım. Herkesi nasıl etkilerdi bilmem, ama beni bu şehir delirtirdi.  Niye böyleydi ki bu yaşam beni hep deliler başı deli bekir gibi yapıyordu. Deli Bekir gerçekten var mıydı? Yoksa öylesine biri söylemiş dilimize mi dolamıştık? Parmağım radyonun düğmesini iradem dışında bir hareketle açmıştı. Radyonun sesini duyar duymaz, sanki ikinci kişiliğim varda geri gelmiş gibi durakladım. Yüzümün gerilmesinin gevşemeye başladığını, ruhuma…

Yorum Bırak