İçeriğe geç

Adam olmanın dayanılmaz hafifliği…

Zamanın birinde, ticarette ve esnaflıkta çok iyi yerlere gelmiş yaşlı bir adam vardı. Yanında çalışan elemanları ve işçileri olan bu yaşlı adamın ticareti nam salmıştı. Herkes, onunla ticaret yapmayı severdi.

Derken, günün birinde oğlu büyüdü. 20’li yaşlarına geldiğinde babasının iş yerine gidip gelmeye başladı. Bir gün, babasına:

  • Baba, artık yaşlandın. İşlere ben bakayım, sen de istirahat et, dedi.

Babası oğluna:

  • Evladım, işlere sen bak, tamam. Ama ben de gelip kenarda oturup seni bir süre gözlemleyeceğim. Bakalım yapabilecek misin, dedi.

Oğlu, babasının bu sözlerini kabul etti ve işlerin başına geçti. Aradan birkaç ay geçtiğinde yaşlı adam, bir gün oğluna:

  • Oğlum, seni evlatlıktan reddediyorum. Herkese kazık atıyorsun, hile yapıyorsun, insanların hakkını yiyorsun. Seni kabul etmem mümkün değil. Şimdi yıkıl karşımdan! Adam oluncaya kadar bana görünme, ama adam olduğun gün geri gel, dedi.

Oğlu hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Tam 10 yıl boyunca ortalıkta görünmedi.

10 uzun yılın ardından, oğul bir gün geri döndü. Yaşlanmış, saçları ağarmış, biraz da çökmüş bir halde babasının karşısına çıktı. Ve dedi ki:

  • Baba, ben adam oldum. Karşındayım. 10 senedir gurbet ellerde süründüm. Aç kaldım, açıkta yattım, hasta oldum. Rezilliğin her türlüsünü gördüm ve çok şey öğrendim, dedi.

İyice yaşlanmış olan baba:

  • Peki oğlum, hoş geldin. Ama bana yarın akşama kadar 1000 lira getireceksin, dedi.

Oğlu, bu isteği kabul etti. Ertesi sabah çıkıp çarşıyı, pazarı, akrabaları gezmeye başladı. İlk olarak amcasına gitti, ellerini öptü. Ne de olsa 10 yıldır amcasını görmüyordu. Amcası onu sevgiyle karşıladı, özlem giderdi.

Akşamüstü amcasının yanından ayrılacakken, genç adam amcasına:

  • Amca, bana 1000 lira verir misin? dedi.

Amcası, uzun zamandır görmediği yeğenine yardım etmekte tereddüt etmedi ve 1000 lirayı verdi. Genç adam, parayı alıp babasının ticarethanesine gitti, parayı masanın üzerine koyup:

  • Buyur baba, 1000 lira istemiştin, dedi.

Babası 1000 lirayı aldı, kağıdı ikiye katladı ve parayı yırtarak kullanılamaz hale getirdi. Ardından:

  • Yarın da 1000 lira getireceksin, dedi.

Bu durumu anlamsız bulan genç adam, ertesi gün yine çarşıya çıktı. Bu defa dayısına gidip aynı şekilde 1000 lira istedi ve aldı. Akşamüstü babasının yanına giderek parayı yine masanın üzerine koydu:

  • Baba, istediğin ikinci 1000 lirayı da getirdim, dedi.

Babası, bir önceki gün olduğu gibi parayı kullanılamaz hale getirip:

  • Yarın da 1000 lira getireceksin, dedi.

Genç adam, boynu bükük bir şekilde bu duruma anlam vermeye çalışarak oradan ayrıldı. Ertesi gün yine çarşı pazar dolaştı, ancak artık 1000 lira isteyebileceği başka bir akrabası kalmamıştı.

Akşama kadar dolaştı. Tam eve dönecekken, bir sokakta inşaatın önünde duran bir adam yola dökülmüş taşları göstererek bağırıyordu:

  • Kim bu taşları ikinci kata çıkarırsa ona 1000 lira vereceğim!

Genç adam, adamın yanına gidip:

  • Ben taşırım, kabul, dedi.

Taşları taşımaya başladı, ancak iş gecenin yarısına kadar sürdü. Genç adam kan ter içinde işi bitirdi ve 1000 lirasını aldı. Eve giderken babasının iş yerinin önünden geçti ve iş yerinin hala açık olduğunu gördü. İçeri girdi, babasının karşısına geçip:

  • Buyur baba, istediğin 1000 lira, diyerek parayı masanın üzerine koydu.

Babası, yine parayı aldı ve tam yırtacakken, genç adam bir panter çevikliği ile babasının bileklerine sarıldı:

  • Baba yapma! Hâlâ kan ter içindeyim. O parayı kazanmak için çok uğraştım, dedi.

Yaşlı adam oğluna baktı ve:

  • Aferin oğlum. Şimdi sana güvenim tam. Yarın sabah işlerin başına geçebilirsin, dedi.

O günden sonra genç adam, babasından daha iyi bir şekilde işleri yürüttü ve ticarethaneyi daha da geliştirdi.

Neden anlattım bilmiyorum, içimden geldi.
Yazdım, anlattım, aktardım….
Bu yazının içinde birçok ders olduğuna inanıyorum.

(Yıllar önce değerli bir misafirlikte Dümbelek boğaz çıkışı Koca Kır / Öşün Yaylasında misafir olduğumuz büyüğümüz anlatmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla yazabildim.)

Saygıyla selamlıyorum…
Esen kalın…

Mehmet Kaya
4 Ağustos 2004

Kategori:Fi Tarihi

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir