Çerçevesi el işlemesi ağaçtan oyma bir köşesinden kırık çatlakları dağılmakta olan bir aynaydı.
Hurdacının bahçe duvarına yaslanmış yorgun ve hüzünlüydü. Artık ölüm darbesini almış, can çekişiyordu. Aynanın yeni sahibi, eski sahibinin torunuydu.
Kızgınlıkla fırlatılan bir telefon mu kırmıştı? yoksa yenisi alındığından mı gözden düşmüştü de kırılmıştı bilinmezdi?
Kırılıp dilim dilim çatlamış titreşimlerde ilerleyen yürüyen çatlaklarla can çekişiyordu.
Satılmıştı hurdacıya ve son durağında çerçevesi belki para eder diye bekliyordu…..
Gözüme takıldı inceledim dikkatlice baktım, çerçevesi zamanın usta ellerinden özenle yapılmıştı. Ustanın tuzlu alınteri hala ağacın derin damarlarında gizliydi.
Sekiz on parça çatlakların her birinden kendimi değişik açılardan görüyordum.
Yaklaştım yorgun aynanın çatlak dilimlerine sırayla dikkatlice baktım.
Gördüklerim;
Bir çift yürek, sonsuz güzellik ve aşk vardı.
Bir başkasına baktım, coşku vardı, heyecan vardı, güven ve sevinç vardı.
Bir başka çatlak diliminde, nemli gözler, mutluluk ve huzur vardı.
Ya o küçük ince ve aynayı boydan boya ikiye ayıran kırık dilimde, yağmur, kar, sis, hatta birazda susmuşluk ve pus vardı.
Başka bir dilimde hırs vardı, kin duymanın derin nefreti, nefesi içine sığmamışlık vardı.
Bir başkasına baktım, öfke gözyaşı ve kan vardı.
En küçük kırık parçada, fırtına gibi yaşanmışlık, eriyen buz damlası gibi bir bitiş vardı.
Bir başkasına baktım ölüm ve son vardı.
Fatihası okunmuşluk sonuna da amin eklemeyi unutmak olmazdı…
Tıpkı uyanır gibi kendime geldim, ve kırık aynanın karşısında sadece ben vardım…
Derin bir hüzün kaplamıştı içimi, vakit gelmiş demekki gitmeliydim…
Mehmet Kaya
6 Şubat 2010

İlk Yorumu Siz Yapın