İçeriğe geç

Dikiz Aynamın Çocukları…

Bazen şehirden nefret eder, bıkar ve kaçmak isterim. Gittiğim belli bir yayla, köy, kasaba ya da şehir yoktur. Tamamen anlık bir deliliktir bu kaçışlarım. Tıpkı daldan uçan bir kuşun, durup dururken neden uçtuğunu bilmediğimiz gibi. Ama bu kaçışlarımı seviyorum; çılgınca ve inanılmaz keyifli buluyorum. Bazen av bahanesiyle çıkarım yola, bazen bir piknik ya da bir köy düğünü olur bahanem. Bazen de sadece bir anlatımdan duyup merak ettiğim bir yerdir hedefim.

Bazen bu kaçışlar, bir dostu görmek içindir; bazen de cennet gibi bir yeri keşfetme merakı.

Yola çıkmadan önce, bir poşet dolusu çikolata, şeker vb. ne bulursam alırım. Bozuk paralarımı da vitesin dibindeki yerine atarım. Paralar dağılmasın diye beni mest eden, her hecesi anlam dolu türkü kasetlerimden birini paraların üzerine koyarım.

Kontak çevrildiğinde, bir Anadolu türküsü çoktan başlamış olur ve o meşhur kaçışım başlar. Ama bu kaçışım, düz akan bir nehir gibi yavaş ve sakindir. Kalbim delice atmaya başladığında, arkamda bıkıp bırakıp kaçtığım şehir kalmıştır. Her ne kadar geri döneceğimi bilsem de çocuklar gibi sevinirim.

Hepimizin yol hikayeleri vardır. Yolda gördüğüm köy çocuklarına ne vereceğimin kararını ben veririm:
Bazen bir sürünün çobanıdırlar,
Bazen kır çiçekleri satıcısı,
Bazen hazine avcısı görünümünde ilkokul çocuklarıdırlar,
Bazen de sadece el sallayan çocuklardır.
Bazen de, o çocuklar yol hikayemin bir albüm karesi olmak için oradadır.
12 yaşındaki Şevki çoban konuşmasıyla aklıyla şimdiki gençlere örnek olur inşallah

İlk rastladıklarıma, poşetimden birer ikişer şeker ya da çikolata veririm. Ama en küçük olanı çağırır, diğerlerine göstermeden minicik harçlığını cebine koyarım.

Ne güzel güler, ne güzel sevinirler; görmediniz ki, nereden bileceksiniz…

Vedalaşıp ayrılırken, el sallarım hepsine, ama bir farkla:
Çünkü benim dikiz aynam, sevinçleri çok ama çok güzel gösterir.

İzlerim sevinçlerini; zıplayışlarını, kıpırdanışlarını… Benim dikiz aynam bir tanedir; çok net gösterir o çocukların sevinçlerini. Harçlık alan en küçük çocuğun minicik, çatlamış elleri cebine doğru uzandığında, artık o an bana ait olur. Sonsuz bir keyif içime dolar. O anda adımı sorsalar, dilim lal olur, kulağım sağır. Unuturum adımı, çünkü unutkanlığım kuş misali keyiften kanatlarımı açıp süzülmemden kaynaklanır.

Çocukları sevindirdiğimde, kalbimin senkronize sesi kulaklarımı çınlatır. Göğsümdeki tik taklar hızlanır ve türkülerimi söylerim.

Bir dostumla yolculuğumda yine yapmıştım aynısını. Onun şaşkınlığı meraka dönüşüp o da aynısını yapmaya başladı. Bu, bir aşıydı. Aşılandı Gökhan dostum. Artık kim ne derse desin, ikimiz de seviyoruz sevindirmeyi. Yıllar geçti; her hoş sohbetimizde, her seferinde inanılmaz bir keyif aldığını söylüyor. Bazen buluştuğumuzda ayrıntılarıyla anlatıyor:
— Güzel be dostum, harikasın!

Kaçışlarımda, kalbimin o çınlayan sesini daha sık duymak istiyorum. Bazen sözlerini unuttuğumda, durup kalsam da türkülerimi daha sık söylemeyi hep istiyorum.
— Ve o çok sevdiğim dikiz aynamı… Herkese tavsiyem, o dikiz aynalarından edinin.

Mehmet Kaya
07-05-2006

Kategori:İzlemim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir