İçeriğe geç

Benim Turnalarım…

Mevsim bahar olunca, önü yaz, sonu güz, baharın öncesi de kıştır.Allı turnalar yazı da kışı da Anadolu'da geçiriyor

Yine bir iş çıkışı, ama yine heyheylerim üzerimde ve kapkara bir gecenin akşamıydı. Bu saatler trafiğin curcunaya döndüğü anlardı.
Tıkanmıştı trafik bekliyordum.
Sinirlerime kendimce bir ölçüm yaptığımda, dudaklarımda ki küfürlerin şuursuzca sıralandığının farkına vardım. 
Herkesi nasıl etkilerdi bilmem, ama beni bu şehir delirtirdi.  Niye böyleydi ki bu yaşam beni hep deliler başı deli bekir gibi yapıyordu. Deli Bekir gerçekten var mıydı? Yoksa öylesine biri söylemiş dilimize mi dolamıştık? 
Parmağım radyonun düğmesini iradem dışında bir hareketle açmıştı. Radyonun sesini duyar duymaz, sanki ikinci kişiliğim varda geri gelmiş gibi durakladım. Yüzümün gerilmesinin gevşemeye başladığını, ruhuma bir ilacın zerk edilişini hisseder gibi oldum. 
Çok içtendi bu türkü, türkünün tadını, şekerini, damağımda hissettim.  Ne kadar güzel algılamıştım türkünün o tınısını kokusunu, keyiflenmek benim hakkımdı. 
Bir anda türküye kendimi kaptırmış, uzun zamandır görmediğim birini görmüşlük havasıyla; 
“Allı turnam bizim ele varırsan,  Şeker söyle kaymak söyle bal söyle”, diyerek bende söylemeye başlamıştım. 
“Gülüm gülüm kırıldı kolum”  “Tutmuyor elim turnalar ey”  “Ah gülüm gülüm yar gülüm”  “Kız gülüm gülüm turnalar ey” 
Diyerek, izlediğim yoldan evime dönüşü kaçırmış, kendimi şehirin dışında minik bir tepenin üzerinde bulmuştum. Belkide Bilerek mi kaçmıştım?
Severdim arada ıssızlığı yalnızlığı, saygıyla selamladım, yine ordaydı benim en sadık dostum yabandı, çimendi, ottu topraktı. İçime çekerken toprağın kokusunu Aşık Veysel’ide unutmadım tabiki, büyük üstada selamımı verdim hatırladım. 
Her türkünün de bir sonu vardı. Radyomla beraber söyledik ama, türkünün de sonuna geliyorduk istemesekte  “Arap atın iyisine binerler”  “Mor çiçeğin koyusuna konarlar” diyerek bitirecektik bu türküyü….
Severdim bu türküyü heyheylerim yatışmıştı. Tepe de oturup sigaramı içerken, karanlıkta mor çiçeği uzun uzun düşündüm. 
Çünkü bilirdim ki;  Arap atı önce taydı, zamanı geldimi artık aygırdı,  Mor çiçekler arısız, arılar mor çiçeksiz, olmazdı,  Ballı şekerli selamı söyleyen sadece turnalardı,  Türkülerimiz söylenince çırpınırdı yüreklerimiz,  Dinleyeni bitmedikçe türkülerin selamı getiren turnalardı. 
Günün aydınlığı sona ererken karanlık ve geceyle vedalaşırken; “İyi geceler, benim dostum toprağım yabanım” dediğim sırada, çok yükseklerden gelen duyduğum sesi biliyordum. 
Turnaların göç zamanıydı turna sesiydi içime çektim tıpkı bir nefes gibi…
Nasılda uymuştu benim için söylediğimiz türkü ve benim turnalarım.  Bildiğim bu ses bir türkü gibiydi, turnaların o güzel sesi kulağıma dinlendirici bir duyguyu akıtmıştı, muhteşem kanatları ballı şekerli selam yüklüydü ve artık göç zamanıydı. 
Çok az kişinin bildiğini bilemedim ki, eşi vurulunca kahırdan mı aşktan mı ölür benim allı turnalarım…
Karanlıkta olsa uçar benim allı turnalarım… 

02-06-2007  Mehmet Kaya

Kategori:Gözlemim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir