İçeriğe geç

Bir Başağın Hikayesi

Kapkara gün karası nasırlı bir elle savrulur dane dane atılır toprağa, kimi ters, kimi düz, kimi yan yatar, izdüşümdeki gölgesini kapatmak istercesine uzanır yere beklemeye başlar.
Karasabanın görevini yapmasına razıdır. Fazla bekletmez karasaban gelir kavuşurlar. Üstüne toprak örtülürken karışır daneler toprakta yerleşirler bir mezara yatmış sona gelmişlik sanki yorgunluk misali…

Açıkta kalan her dane ayazda yalnızlıkta kalmak misali bekler nasibini arayan bir börtü böceğin kısmeti olmayı çünkü yazgı vardır adı kader, yazgı vardır ömrü buraya kadarmış, yada  nasip kiminse onundur söylemine denk düşer bir açlığı gidermek için kendini feda eder.

Buğday taneleri yere düşerken; aşa, kuşa, boşa diye yere düşer, üçte biri insanın nasibi, birazı kuşa, birazı karıncaya, kalanı börtü böceğedir, kalanı yabanındır saygı duyulur…

Karanlıkta toprak ana fısıldar sevgisini ninnisini söyler uzun gecelerde, kış kapıyı çalmak üzeredir. Yağmur getirecek bulutları müjdeler gökyüzü yıldızlar ışıldaşır selam verir, aya göz kırpar gecede, serinlik kokar toprak, ot, kök, taş, yol yolaktaki ayak izleri, ortalık toz duman olsada.

Savrulan toza toprağa ince ince damlalar düşer maya misali buğday danesini ninnisinden uyandırır. Hadi sevinmek hakkın senin, türkünü söyle tüm kardeşlerine bak ben geldim dercesine ıslatır toprağa can olur kan olur, derinliğe gönen çöker, nem verir.

Danelerin rüşeymleri ilk uykudan uyanıp toprağın kendilerine can suyu vermesine minnet duyarken tüm savrulan kardeşlerinin birlikte kalp atışlarının tınısı yerin altında cümbüş tören düğün havasına döner.

Çimlenebilmenin dayanılmaz hafifliğine hepsi eşlik ederken derinlere kök atma yarışı başlamıştır. En derine en serine, çimlenip tutunmanın kitabını yazarlar.

Çünkü gereklidir yaşam için nefes almak can olmak canlı kalabilmek içindir.

Kış gelip hava soğudukça toprak ananın kucağında korunmak, yağmurlar yağdıkça çim köklerini daha derine uzatabilmek hevesiyle gelecek buz gibi karakışın üstlerini yorgan misali karla kapatması kaderlerinin sıralanmış evrelerini yaşamaya başlarlar.

Ağırlaşır savrulan toz misali kar kürtünleri, toprağın beslenmesi yaşaması için kar aşktır sevdadır tutkudur.

Soğuk esen poyrazlar, kuzeyden esen yıldıza kulak verir, güneyden esen kıble, karayel ve keşişleme mitolojik Notos tanrısı bile lodosa göz kırpar gülümser sende es buğday tanelerine el ver dercesine….

Karakışın zemherisi sert geçer, gücük ay çok dirensede soğuk kesmek için, mart gelince toprağın üstü yeşil bir halı gibi kaplanır sonsuz buğday kardeşliğine gök kubbe şahitlik eder.

Cemreler takvim yapraklarında belirir sırasıyla düşecekler tam zamanında tam vaktiyle tam sırasıyla, ne bir önce bir sonra çünkü başağın olgunlaşmasına elzem şekilde ihtiyaçtır…

Her filiz baş kaldırır göğe doğru başak olmak için sarmal dokunuşlarla eğilirler tüm esintilerde yavaştan dans başlamıştır ritim tutarlar karadeniz horon misali…

Başakların oluşumları apayrı bir ahenktir, baharın cıvıltısıyla, coşkulu şarkılara türkülere kulak verirler. Her çobanın kavalı ayrı ayrı yanıktır, ayrı bir dertlidir vesselam…

Kaval sesi duymayan dağlarda ovalarda koyun kuzuya ses vermez melemezse buğday başağının taneleri seyrek tutar…

Başaklar kendini düzerken derya deniz gibi sonsuz güzellikler dalgalanır başak denizi misali…

Abrul, mayıs, kiraz derken oraklar çıkarılır yağlanır gılağı taşı ile orakların tırpanların keskinleşme vaktidir.

Orak ayı girerken heyecanlanan buğday sapları, aşkla biçilmeyi bekler kapkara gün karası elleri işbaşında görmek ister başaklar…

Toprağa düştü dane, göğe yükseldi umut,
Kara saban yol açar, rızka olur kanat.
Başaklar dans ederken rüzgârda yeşerir,
Emekle biçilir aşk, şükürle son bulur saat.

Hasatın harmanın tam vaktidir.

Nefes nefese ahenkle sallanır oraklar, tırpanlar, ıslanır alınteriyle….

Gözler başakların arasında tek sapta ikiz başak arar;

Çünkü inançtır, atalarımızdan yadigardır, tek sapta ikiz başak bulununca kurban ister. Bulana mutlaka bir ödül, ekene biçene berekettir…

Günlerce alın teriyle buğday taneleri buluşur, ıslanır başaklar, samanından sapından ayrılmış harman olmuştur.

Kuşa, boşa diye yere düşenlerin hesabını tutmayan, karınca börtü böceğin hakkını görmezden gelen yabanı minnetle izleyen ağacın gölgesine yaslanmış nasırlı ellerin sahibinden
içten şükreden bir amin…
İçten bir dua…

Sonrasında ağaçtaki asılı radyoda bir türkü başlar;

Bekle kar altında kalan buğday tanesi
Yine onun sularıyla yeşereceksin
Gözyaşların çare değil ağlama büyü
Başını dik tutabilirsen boy vereceksin

Her yanında allı morlu
Güller açar türlü türlü
Bu fırtına dünden belli
Baş edeceksin

Korku kar eylemez bir kez yola düşene
Sen bir aşkın içindesin yaşayacaksın
Dört yanını börtü böcek sarsa ne çıkar
Toprağa sıkı sarıl boy vereceksin

Mehmet Kaya
24 Eylül 2024

Kategori:Gözlemim

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir